TUĞLALARIN ANLAM KAZANDIĞI ÜLKENİN ...... BÖLÜM 1
TUĞLALARIN
ANLAM KAZANDIĞI ÜLKENİN .....
BÖLÜM 1
Neden böyle bir başlık derseniz, gidip gördüğünüzde hak vereceğinizi düşündüğüm içindir. Dikdörtgen prizması basit bir tuğla canlansa da zihninizde, Tuğlanın; Da Vinci halidir Büyük Britanya ... Etkilenmesem böyle yazmazdım diye düşünüyorum.
Ve... Bu tuğlaların karakter verdiği, ve de halen korunduğu bir medeniyetin köşesinde, farklı güzergahlar üzerinden gözlem ve etkileşimlerde bulunmak üzere, biraz da arkadaşlarımız ile birbirimizi kışkırtarak, yeni bir seyahat planlamasına başladık. Bu seyahate yönlendiren faktörler; hazırda elimizde 6 aylık da olsa, bir Britanya vizesinin bulunması, bir kaç ay önce yapmış olduğumuz Londra ve bölgesine seyahat, Britanya'nın diğer bölgelerine olan merak ve inceleme isteği, karayolundan her bir şehrine ayrı ayrı yapılacak ziyaret/konaklama maliyetinin getireceği yükün yanında, daha makul maliyetle tur yapma arayışları, şaşılmayacak şekilde, bizi yine bir gemi seyahatine ve de Queen Mary 2 Gemisine yönlendirmiş oldu. Bazıları doğal olarak diyecektir ki, neymiş arkadaş, bir Queen Mary 2 takıntısıdır gidiyor böyle diye. Ehhh, yorum yok. Bu arada, yurtiçindeki tatil opsiyonlarının maalesef daha pahalı hale gelmiş olmasının da etkisi büyük oldu. Bunu da mutlaka belirtmek durumundayım.
Bu motivasyon ile Britanya Adalarının çevresinde, kruvaziyer gemilerin "Assolist"i, yeryüzündeki son "Ocean Liner", eski tabir ile Transatlantik Gemisi olan "Queen Mary 2" ile tur, tercihimiz oldu.
Böylelikle yazımızın başlığı;
"Tuğlaların Anlam Kazandığı Ülkenin .... Etrafında Bir Tur Atalım" oldu.
Şehirden şehire, otelden otele, indi bindi ile uğraşmadan, daha derli toplu ve de konforlu tatil imkanı sunan gemi seyahati, son yıllarda neredeyse tek tercihimiz haline dönüşmeye başladı.
Kendimi ikna etmek adına pek çok sebep sayabilirim;
- İlk aklıma gelen, belirli bir standardı koruyan kalite anlayışı,
- Özellikle gastro kültürü adına keyifli deneyimler sunan,
- Kültürel anlamda çok farklı alanlardan konuşmacılar ile entellektüel kapasitenize artı değer katan,
- Günlük aktiviteler arasında, günlük yaşamda nadiren yanından geçtiğimiz çeşitli, eğlendiren, katılımcılar arası müsabakalar (dart, golf, shuffleboard, baggo, quiz time),
- Değişik yetenek alanları arasında (dans, resim sanatı vb) günlük eğitici buluşma saatleri,
- Akşamları göz kamaştırıcı gösteriler,
- Cazibeli kütüphanesi, değişik barlar,
- Kendisine özgü, her gece misafirlerinin, geçmişin ötesinden nostaljik figürler sergilediği dans pisti ile,
- Ve elbette tur güzergahına uygun şekilde farklı limanlara ziyaret imkanı sunması,
her şeyin ötesinde, tatilinize başlarken, bir kez size sunulan kabin/kamara/odanıza yerleşerek, ayrılana kadar valiz toplayıp açma telaşına sokmadan, gayet konforlu bir tatil sunuyor olması, diyebilirim ki, sadece tek bir otele kapanıp kumsal-yemek-uyku ana temalarında monotonluğu bir güzel pazarlayan tatil seçeneğine, bu alternatifi her zaman yeğ tutarım.
Tabi ki, bir de her gün başka şehir/ülke dolaştıran konsept temposuna ayak uydurabilecek güçte iseniz, bu alternatifi de atlamak haksızlık olur. Aklıma gelenler üzerinden kendimi ikna yöntemimi de sizlerle paylaşmış oldum. Yoksa malum inanılmaz turizm çeşitlerinin her birine değinmeye kalksak dağılırız.
Böyle bir tatil imkanını, yerli turizm acentalarından alabileceğiniz gibi, gemi şirketinin kendisi ile doğrudan iletişime geçerek de yapabilir, ya da bizim yaptığımız gibi, farklı ülkelerdeki acentaların internet sayfalarını da araştırarak, uygun bulabileceğiniz fiyat ile onlardan da alabilirsiniz.
Bu kez, yerli acentaların aynı tur, iki kişi için istediği fiyattan, % 30 daha düşük maliyetle, aslına bakarsanız, 365 gün boyunca, her gün birer hamburger menü yemeyerek tasarruf ettiğimiz tutar ile böyle bir tatile erişmiş olduk. Hem yurt içinde, hem de yurtdışı turlar için kendi vatandaşına inanılmaz fiyatlar uygulayan ülkemizdeki turizm acentalarını bu vesile ile huzurlarınızda protesto etmek şart oldu.
Zamanı gelince tarihe uygun olarak arkadaşlarımızla seyahatin başlayacağı Southampton Cruise Terminal'inde buluştuk. Zira biz kişisel planlamayla, arkadaşlarımız ise son zamanlarda niyetlendiğinden, yerli acenta üzerinden bu seyahate iştirak ediyordu. Farklı güzergahlardan gelmiş olduk.
Southampton'da buluşmamız ilginç oldu. Çünkü, arkadaşlarımızla coşkulu bir şekilde kavuşmayı beklerken, oldukça buruk tonda kucaklaştık. Şaşırdık tabi. Oysa, her türlü detaylı planlamaya rağmen, bizleri bir sorunun bekleyeceğini hiç ummamıştık.
Hadise şu. Southampton-UK limanından kalkacak olan geminin seyahat planı, İngiliz Adalarının etrafını dolanacak, gidilecek limanlar ise;
Cobh (İrlanda Cumhuriyeti), Liverpool (İngiltere), Oban, Invergordon ve Edinburgh (İskoçya) liman ziyaretlerini takiben, kalkış limanı Southampton'a varış şeklinde idi.
Terminale önce arkadaşlarımız vardığından, onların gemiye kabul işlemlerinde pasaport kontrol memurları, seyahat kapsamında İrlanda limanı olması ve İrlanda Cumhuriyeti vizesi alınmadığı için gemiye kabul edilmemizin mümkün olmadığını belirtmişler.
Oysa ki, seyahat öncesi yaptığımız araştırmalarda, resmi internet sayfalarında da açıkça belirtildiği şekilde * , Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, özel bir uygulamaya tabi oldukları, özetle; Büyük Britanya (UK) Turist Vizesi almış TC Vatandaşları, öncelikle UK sınırlarına giriş yapmış ve buradan da geçici süre ile İrlanda Cumhuriyetine giriş çıkış yapacaksa, UK vizesi olduğu için ayrıca İrlanda vizesi almasına gerek olmadığına dair maddeye dayanarak, İrlanda vizesine doğal olarak başvurmadık.
Ancak bu detayı bilmeyen pasaport memurları konuya dair bir sorun olduğunu Gemi kaptanına rapor ederek nasıl yol izleneceğini istişare etmiş. Gemi kaptanı da, limana verecekleri yolcu manifestosunda beyana aykırı yolcu problem yaratmasın, gemideki diğer 2400 kadar yolcunun İrlanda Limanına çıkışı riske girmesin düşüncesiyle muhtemel, biz 4 Türk yolcunun gemiye kabul edilmemesi, Cobh (İrlanda) Limanından sonraki kalan kısma iştirak edebileceğimizi, dolayısı ile 4 gün sonra Liverpool limanına gelmemizi belirten bir yazı ile bize dönüş yaptılar.
Pazar günü olmasının da verdiği talihsizlikle hem İngiltere, hem de İrlanda'daki Büyükelçiliklerimize telefonlar açtık, elimizden gelen yapılacak ne ise yapmaya çalıştık. Benim Londra Büyükelçiliğine yaptığım telefonlar, çağrı merkezindeki standart söylem bir elemana düştüğünden, her ne kadar ulaşmış başvuru yapmışsak da, zaten konuşmanın şeklinden ve talihsizliğinden sonuç alamayacağımızı anlayarak kapattım telefonu. Yaklaşık 3 saatlik oldukça stresli çabalarımıza rağmen artık terminalde sadece biz kalmış olduğumuz ve de terminali kapatacaklarını beyan ile görevliler, bizlerden nazikçe terminalden ayrılmamızı talep ettiler. O sırada, arkadaşlarımızın çabası İrlanda Büyükelçiliğinden karşılık buldu ve sağ olsun Büyükelçilikten Pınar isminde bir hanımın konuyu sahiplenerek, gerekli mercilerdeki girişimleri ve savımızda haklı olduğumuzu beyan ile yapmış olduğu yazışmalar neticesinde, neredeyse gemi kalkmak üzereyken Gemi tarafından kabul edilmek ve böyle stresli bir atmosfer içerisinde seyahatimize başlamak durumunda kaldık.
Bunu uzun uzun anlatmamın nedenleri var tabi ki. Birincisi, her ne kadar, resmi kurum internet sayfalarından vize konularını takip etseniz, dersinizi çalışsanız, kendinizden ne kadar da emin olsanız, bazen olmaması gereken pürüz konular sizi bulabiliyor. Telefon ile sorabileceğiniz bir muhatap ise artık bu devirde oldukça zor. Ona bas, buna bas, sonra da şuna bas ... Zira telefonları robotların bastığı günümüz dünyasında, karşılık bulmanız adeta bir mucize. Diğer konu ise; Londra Büyükelçiliği çağrı merkezine 14 Eylül tarihli yapmış olduğum telefon görüşmesine cevaben çok sağ olsunlar, ertesi günü yani 15 Eylülde email ile cevap vermişler. Yaşadığımız durum için üzülmüşler, Diplomatik Pasaport haricinde tüm pasaport sahiplerinin İrlanda için vizeye tabi olduğu açıklaması ile olayların olup bittiği gün geçtikten sonra, yüreğimize gıyaben su serpmişler. Oysa ki, bize cevap yazdıkları bir gün sonra, biz gemide seyahatimize başlamıştık. Bu da ayrı bir üzücü durum. Düşünün bir kere, eğer gerçekten belirtilen özel madde yok hükmünde olsaydı, her ne koşulda olursa olsun bir Allah'ın kulu bizi o gemiye bindiremezdi. Kural kuraldır, vizesiz olduğumuz için binmememiz gerekecekti. Ancak o özel madde gerçekti, demek ki, biz haklıymışız. İrlanda'daki personelimiz bize sahip çıktı, o maddeyi gündeme getirerek bizim gemiye kabul edilmemizi sağladı. Ya Londra'daki personelimizin insafına kalsaydık ? Hal ortada. Bilemedim şimdi, diplomatik şekilde onları kınayayım mı ? Kınamış mı oldum ? Hani kınayınca her şey halloluyor ya malum ? Hiç bir şey yapamıyorsan ; Kına )
Pardon, yine çok uzatmışım lafı... Kimsenin okumayacağı hikayelerden pasaj aktarıp seyahate başlayacakken, neredeyse okunabilecek bir bölüm uzunluğunun da sonuna gelmişim. Uzunca yazdıysam da, benzer durumlar başınıza gelmesin düşüncesiyledir. Merak edenler için, gelecek bölümden itibaren Seyahatin önemli kilometre taşlarına değineceğim...
BÖLÜM 2'ye buradan ulaşabilirsiniz.


Yorumlar
Yorum Gönder