...VE İNGİLTERE'YE GİDERSEN !... BÖLÜM 2
... VE İNGİLTERE'YE GİDERSEN !...
BÖLÜM 2
İkinci gün, yine önceki güne benzer şekilde merkeze yöneldik. Regent Street - Piccadilly Circus ile The Mall /Pall Mall - St. James Square bölgesindeki cadde-pasaj kültürüne yönelmek istedik. Hava kapalı ancak, yürümeye elverişli, 16-18 dereceler civarındaydı. Bu kez, City Mapper uygulamasıyla en yakın otobüs durağından Piccadilly'e gidecek uygun hattı belirledik ve tek katlı otobüsün neredeyse olmadığı Londra'nın yollarında köprüleri aşarak zamandan kazandık.
Aklınızda bulunsun, eğer trene binmiyorsanız, toplu taşım araçlarından, otobüs-metro gün boyu istediğiniz kadar binin, bir maksimum bedel var. Daha fazlasını çekmiyor sistem. O yüzden çekinmenize gerek yok. İşin içine tren girince konu biraz değişiyor. Aynı ödeme sistemine dahil değil gibi muhtemel.
Regents Street
Piccadilly'nin bir ucu, Regents Street zaten. Yukarıdaki resimde, binaların estetiği, kaldırım ve yol mühendisliğinin kalitesi ve de saat 10:15'te, şehrin göbeğindeki trafik yoğunluğuna dair güzel bir foto olduğunu düşünüyorum.
Biz, Regents Street'in ambiyansını hafif hissederek, Piccadilly Street'e yöneliyoruz. Bu cadde de, kendisine özgü, popüler mekanlarla donatılmış. Genelinde, binaların tarihi dokusunu, vitrinlerdeki estetik anlayışın ve de tabela anarşisinin olmadığı güzel kent dokusu hayal edemiyorsanız, buralara gelip gezinebilirsiniz. İlla ki tabela ihtiyacınız oluyorsa, ona da çare var, büyükçe afiş ya da pankartımsı geçici çözümler oluşturmuşlar. Öyle çocukluğumuzun şehir dokusu travmalarından; İSHAKOL BOYALARI ya da TUDOR PİLLERİ veya ÇBS neon ışıkları gibi görüntü kirliliğine maruz kalmadan, şehrin güzelliğini yaşıyorsunuz.
Vitrinlerdeki estetik anlayıştan söz etmiştim. Bunu en iyi hissedeceğiniz yerlerden bazıları da "Arcade" denilen, kapalı pasaj içi dükkanlar.
Belli ki geçmişi çok uzun yıllara dayanıyor bu pasajların, ancak her birinin vitrini ayrı bir sanat eseri gibi sizi çekiyor.
Yine sokaklarda ilerlerken, itina ile vitrin dizaynı yapılmış tavernalar, ya da başka dükkanların mutlaka bir köşesi ilginizi çekecektir.
Piccadilly üzerinde yürürken, iki vitrin dikkatimizi çekiyor. Bunlardan birisi bir kitapçı. Hatchards isimli bu 5 Katlı Kitapçı dükkanı, tarihi dokusu ile bize ilk anda, Beyoğlu'ndaki Minoa Pera Kitapçısını hatırlatsa da, içerisine girdikten sonra anlıyoruz ki, bizdeki bu dükkan, Hatchards'ın anca ellerinden öpermiş. Neden mi ? 1797 yılından beri, aynı yerde, kimliğini kaybetmeden kitapçı olarak hizmet vermeye devam ediyor. Elektronik Kitap çağını yaşadığımız bugünlerde bile. Minoa Pera'ya girdiğinizde, size kafeterya olarak hizmet verme derdinde olan kitaplarla dekore edilmiş bir mekan algısı veriyor. Hatchards Kitabevinin en etkilendiğim kısmı ise, merdiven trabzanları. Doğal ahşap dokusu ile verdiği keyfi bırakmak istemedim. Garip ama gerçek. Kitapları mı ? İnanın, bunca kategorinin üşenilmeden tertip ve düzen içerisine konduğu Dünya'da kaç kitabevi vardır diye düşündürtüyor.
Daha sonra hemen yanıbaşındaki, hani nasıl söyleyeyim; Çaycı Dükkanı. Ama ... Aşmış derler ya... Ana tema çay ve özellikle İngiliz Çay Kültürünün önemli bir kilometre taşı. Çeşit çeşit çaylar, çayın yanına da yakışabilecek her türlü ürün (Kurabiye, Çikolata, Çörek, Reçel vs.). Bununla da kalmayarak, katlarının birisinde geleneksel İngiliz Beş Çayı Davetlerine ev sahipliği yapan salonları. Bir başka katında, eğer kendi evinizde bu düzene sahip olmak isterseniz, çay servis takımlarından, mobilyasına, hatta sükseli elegan kıyafetlere kadar aklınıza gelebilecek tüm ihtiyaçlarınızı, ayrıca daha pek çok mutfak ihtiyacınızı giderebilecek satış alanları ile bodrum katında ayrı perakende alışveriş katı ile ve tabi ki de kendisine özgü tarihi binasının her katındaki özgün dekorasyonu ile kendisine hayran bırakıyor. Çaycı Dükkanının adını merak ediyorsanız; Fortnum & Mason.
Bu çay dükkanının ürünleri ve enfes kokulu kahvesiyle hemen yakınlarında bulunan St. James Square isimli küçük parka gittik. Adeta akciğerlerinize bayram ettiren atmosferi ile açık havanın keyfini çıkardık. Sonrasında, Piccadilly Arcade, Burlington Arcade pasajları ile Kraliyet Sanat Akademisi'ni gezerek, Piccadilly Circus meydanına geri geldik.
Sempatik hoş bir meydan. Aslında bu meydana 1893 yılında Eros heykeli dikildiğinde tartışmalar olmuş. Ama ... Kaldırmamışlar. Biraz Newyork'taki Times Square gibi, biraz değil gibi. Kalabalık. Bu meydandan Coventry caddesi yönünde yürürseniz Leicester Square isimli meydana ulaşırsınız. Hard Rock Cafesinden, Büyük Lego Dükkanına ve bir çok popüler mekanı birarada görebilirsiniz. Şehir içerisinde küçük nefes alanlarından biri olan bu sempatik parkta da bazı film kahramanlarının heykelleri ile alanı renklendirmişler. Bu parkın kuzeyine doğru Çin Mahallesi ve Soho'ya erişirsiniz. Doğuya doğru ilerlediğinizde, pek çok tavern ve restoran mekanlarının arasından Londra'nın popüler mekanlarından ve gerçekten de görmeden geçmeyin diyebileceğim, hareketli ve kalabalığa bir şekilde hitap eden capcanlı bir alan diyebilirim; Covent Garden ve Apple Market.
Görmezseniz ne olur ? Aklınızda kalır. Ziyaretimiz sırasında ilginç bir bireysel gösteriye, ayrı bir köşede harika bir ses performansına, bir başka köşede ise bir grup müzisyenin gösterisine tanıklık ederek, yine sosyal medyadan görüp merak ettiğimiz The Old Curiosity Shop isimli, iddia odur ki Londra'nın günümüze kalan en eski yapılarından birisi (1567) ve aynı zamanda ünlü roman yazarı Charles DICKENS'in Old Curiosity Shop isimli romanına ilham kaynağı olan ve şimdilerde London School of Economics kampüs bölgesi içinde kalan yapıyı görmek üzere ilerledik.
Sonrasında Aldwich'e devam ederek, sevimli Kırmızı İki Katlı Otobüslerden birisine binerek, bugünkü turumuzu tamamlamaya karar verdik. Bir sonraki günün hava raporu güzel göründüğü için, Londra dışına günlük gezi programlarından birisine kaydımızı yaptırdık. Yarınki program; "Seven Sisters" Brighton & Hove Bölgesi.


Yorumlar
Yorum Gönder