EINDHOVEN - "S-HERTOGENBOSCH" HOLLANDA BÖLÜM-1



   

EINDHOVEN - "S-HERTOGENBOSCH"

HOLLANDA

BÖLÜM - 1

    




    Bazen, Havayollarının, okazyon olarak adlandırılan oldukça hesaplı fiyatlardan kısa süreli seyahat fırsatlarını sunduğu zamanlardan birinde, daha önce görmediğim hangi şehir/şehirlere gitmek mümkün olabilir derken, uygunluk bakımından Hollanda'nın Eindhoven şehrine neredeyse yurtiçinde bir şehire gidiş dönüş fiyatına bir bilet buldum ve düşünmeden alıverdim. İki gece konaklamalı ve bir tam gün gezmelik zaman anlamında. Aslında Bremen ya da Berlin'e de böyle makul bir fiyat olsaydı daha makbul olabilirdi gibi bir ukalalık periyodundan sonra Eindhoven hakkında biraz "gugıl"layayım dedim. Sonra da, fiyatın neden daha makul olduğunu anladım tabi. 

     Yıllarca adını sadece Avrupa futbol eleme maçlarından duyduğum, sonraları da dostlarımızdan birinin çocuğunun o şehirde eğitimini tamamlamasından başkaca duymuşluğum olmayan bir şehirde ne yapılırdı ? 

    Görünüşe göre çok lokal küçük bir şehir olması (Istanbul'un bir mahallesi desem) nedeniyle bir kaç müze, açık alan parkları ve şehrin merkezindeki cıvıl cıvıl sosyalleşmeyi keyifli hale getirecek mekanlardan ibaret gibi geldi.

  Gerard ve Frederik PHILLIPS tarafından yaratılan Dünyaca ünlü Phillips markasının beşiği, Van Gogh'un Eindhoven'e yakın mahallesi Neunen'deki Van Gogh Köyü ve civarındaki su değirmenleri (tabi ulaşımı ya bisikletle ki öyle öneriyorlar ancak mevsimi biz sıcak iklimi seven Türklere göre değil, biz palto ile bisiklete binmeyiz mesela), Şehir merkezindeki, mimarisi açısından tuğla örtü sisteminin görselliğini en güzel yaşayarak hissedebileceğiniz güzel bir Katedrali, sayılabilecek cazibe alanlarındanmış.

   Hal böyle olunca alternatif ne yapılabilir diyerek, bir tam günlük kısmı Rotterdam'a ayırmayı düşündüm. Nihayetinde gitmesi gelmesi kolay bir ülke dedim kendimce. Ancak, durum pek de eline öyle pergeli alıp oraya giderim, buraya giderim yapamıyorsun nihayetinde. Kullanacağın ulaşım aracına bağlı olarak oldukça zaman alabilecek ve gittiğinde belki de bilet bulup dönemeyecek ya da yoracak çözümler olabiliyor. İşin o kısmını, hiç bana uygun olmayan tarzda, spontane, gittiğimde sorup hallederim diye düşündüm. Zira, google incelemelerimden, rahat, konforlu, net bir çözüm bulamadım diyebilirim.

   Kalacak yer bakımından ise, önce AirBNB fırsatları varmıdır diyerek incelesem de maliyetlerin otel alternatifinden daha fazlaya geleceği anlaşıldığından, otel seçeneğine yöneldim. Belli bir standartta, kahvaltı opsiyonu da dahil hem de şehrin göbeğinde bir otel rezervasyonu çok keyifli oldu.

   Havaalanları kış sezonu tam bir virüs, hastalık yuvası. Tazelenemeyen havası, popülasyon yoğunluğu ve de hasta olduğu bariz olduğu halde, çevresine saygısı olmayan, kendisini maske ile kısmen de olsa tecride almayan insanların içerisinde, sabır çekerek uçağa biniyorsunuz.

   Eindhoven'a indikten sonra, bir aprona yanaşmıyorsunuz. Düşünün ki Adana Havaalanının serin iklimlisine inmişsiniz... Bir müddet dış hava koşullarına tabi daracık bir yönlendirme yolundan terminal binasına kadar yürüyorsunuz. Sonrasında çabucak pasaport kontrolünden geçtikten sonra... Hoşgeldiniz Eindhoven'a. 

    Şehre gitmenin en kolay yolu, konforlu 400 ve 401 nolu otobüsler. 4 Avro bir ücret ile rahatça şehre yarım saatten az bir zamanda ulaşıyorsunuz. Merkezi Tren İstasyonunun hemen yanında bulunan otobüs duraklarında inerek, tren istasyonu alt geçidinden giriş ve çıkışlarda bulunan kontuarlarda kredi kartınızı okutarak geçiş yapıyorsunuz. girip çıktığınız için herhangi bir ücret yansıtmıyor sistem. İstatistik bilgi toplamak için olabilir. Yok, pek kredi kartı işlerine girmeyeyim derseniz, belki haritalardan araç yolunu takip ederek, bisikletlilere ezilmeden farklı biraz uzun bir yoldan da şehir tarafına geçebilirsiniz.

   İstasyona çok yakın bir otel olması, şehrin ambiyansını yaşamak ve kolayca erişmek açısından harikaydı. Gittiğim yeni yerlerde, öncelikle şehrin en merkezi noktasına gitme çalışırım. Görmeye değer ne varsa, en merkezi konumda olur. Bunun için de en güzel alamet, şehirdeki en büyük kilise, katedral, artık ne varsa onu haritada hedeflemektir. Etrafında da mutlaka görülecek pek çok tema bulunur.

   Otele yerleştikten sonra, hemen arka sokakta bulunan kent meydanına doğruca gittim. Açık alanda çok da tatlı bir ambiyans katan çocuklar için Atlı-karınca (Carousel)'nın da bulunduğu, gündüz vakti pek kimseler olmasa da, haritalarda "Markt" olarak da bulabileceğiniz meydan ortasındaki cafe mekanları, olabilecek potansiyel müşteri hacmi hakkında bir fikir veriyor.  


Şehir Meydanı


    Siz şimdi şu tatlı, atlıkarıncanın çevresinde park etmiş bisikletler gördünüz ya, işte onlar, hem hayat kurtarıcı, hem de hayat söndüren diyerek şakasını yapayım. Hollanda'nın en güzel taraflarından birisi de, yokuşlu yolları yok. Bisiklet binmeye de gayet uygun bir ortam. Haliyle, toplu taşıma aracı bisiklet dersem yanlış söylememiş olurum. Bu tarafıyla, hayat kurtaran yüzü. Hem spor yapmış, hem mobilize olmuş oluyorsunuz. Ancaaakkk ! Dikkat edilmesi gereken tarafı, yollarda, dikkatsizce, aval aval derler ya hani, o şekilde yürürseniz... geçmiş olsun... Büyük bir ihtimalle bir bisikletin altında kaldınız ... Hastane postane Allah yardımcınız olsun. İnanılmaz seri şekilde bisiklet kullanıyorlar. Tabi ki kuralları içerisinde. Ve orada herkes dikkatli ve refleksleri oturduğu için sorun olmuyor. Ama ya bizim gibiler ? Konu bu !    

  Meydandan güney doğu yönünde ilerleyince, solunuzda büyükçe bir kapalı alışveriş mekanını (AVM) takiben Catharina meydanına geliyorsunuz. Böylece, klasik her Avrupa kentinde olduğu gibi, merkezde en büyükçe bir dini mekan olarak, burada da Azize Catharina (Katherina) Kilisesini görüyoruz. 

   Görsel olarak, oldukça göz dolduran bu Kilisenin de tabi ki bir geçmişi var 13 ncü yüzyıla kadar uzanan. Şimdiki kiliseden önce kendi çağına uygun küçükce bir kilise ile başlayan ve İskenderiyeli Azize Katherina adına adanan kilise, tarihi boyunca başına neredeyse gelmedik kalmamış. Savaşlar görmüş, yangın geçirmiş, yağmalanmış, Protestanların kontrolüne girmiş, Fransızların 18 yüzyıl sonlarında ele geçirmesiyle Katolikler tekrar kiliseyi kullanmaya başlamışlar. Cemaat 3000 kişileri bulunca yeni bir kilise inşa etme ihtiyacı olmuş ve 1867 yılında şimdiki Neo-Gotik üslupta çift kuleli görkemli bir kilise inşa etmişler. Kilisenin en dikkat çekici özelliği, her ikisi de 73 metre yüksekliğinde olan ve Fransız Gotik örneklerini andıran, erkek ve kadın kulesi olarak adlandırılan, Davut Kulesi ve Meryem Kulesi adı verilen iki kulesidir. 

  Tabi, profesyonel bir mimar olmamakla birlikte, bu zamana kadar okuduklarımdan çıkarımlarımla bazı yorumlar yapacağım. Malum, insanlar mağaradan kurtulup, avcı toplayıcı ve biraz da göçer yaşam stiline kavuşunca, barınma ihtiyacı da bir bakıma ayağının bağı olmuş. Kendince korunaklı mekanlar oluşturma çabası içerisinde kısmen de olsa ihtiyaçlarını giderebilmişler basit yapılarla uzunca bir dönem. Nihayetinde, yaradılışı da sorgulayan, belki de açıklayamadıkları doğa olaylarına dair ihtiyaç duydukları izahat ve inanışların da etkisiyle bir şekilde bir araya gelmetoplu ritüeller, dayanışma  ve sosyalleşme ihtiyacı nedeniyle sığındıkları basit mekanlardan daha geniş hacimli yapılara da ihtiyaç duymaya başladılar. 

   Daha geniş alanlı yapılar oluştururken de, kalıcı, dayanıklı ve korunaklı örtü sistemleri geliştirmeleri gerekti. Basitten karmaşığa doğru gelişen bu üst yapı, örtü sistemleri de basit ev, dükkan gibi yapılardan daha sofistike teknikler gerektirdi. Bir zaman sonra, tonoz/çapraz tonoz örtü sistemleri önceleri taş dizme tekniği ile, sonraları tuğla örtü sistemi ile zaman geçtikçe gitgide gelişen, oldukça dayanıklı örtü sistemlerine geçtiler. Bu da genellikle daha fazla cemaati bir araya getirecek ihtiyaçtan kaynaklı olduğu düşünülen dini yapılar üzerinde kendisini göstermeye başladı. 


Kilisenin Dış Görünümü ve Çapraz Tonoz Tuğla Örtü Sistemi

  Eindhoven'daki bu kiliseye girdiğimden itibaren de, Kilisenin neredeyse tamamında kullanılan tuğla ve çapraz tonoz örtü sisteminin inanılmaz güzel bir şekilde döşeli olmasından çok etkilendim.

Çapraz Tonoz Birleşim Yerlerindeki Etkileyici Süslemeler

    Her ne kadar, tuğlanın doğal renginin, iç mekanda daha kasvetli bir atmosfer yaratmış olmakla birlikte, tüm yapının içerisindeki oransal ölçüler ile güzel bir genel uyum yakalanmış. Özellikle inşa döneminin ustalık çizgilerine dair, Neo-Gotik stilin çok güzel bir şekilde vücuda getirilmiş olması, ustalarına saygı çerçevesinde şapka çıkarttırır. Gül pencereler ve Tablo tadında vitray pencerelerin iç ambiyansa katkıları mükemmel diyebilirim.


Gotik Vitrayların ve Kemerlerin İç Mekana Verdiği Güzellik

  1942 ve 1944'teki bombardımanlarda büyük hasar gören kilise, detaylı bir restorasyondan geçer, ancak hasar nedeniyle kaybedilen bazı vitraylar, zamanın sanatçıları tarafından yeni bir yorumla restorasyonda eklenir.

Altta, İç Mekan ve Üst Planda, Değişen Vitraylardan Bir Kısmı

  Kilise içerisinde iki adet Org (organ) bulunur. 1936 yılında yapılan büyük org, savaşta yıkıldıktan sonra tamamen yeniden inşa edildi. 5723 boruyla Hollanda'nın en büyük orglarından biridir. Yan tarafta bulunan ikinci org, daha küçük bir Neo-Gotik sunak orgudur.



Solda, Ana Giriş Üzeri Büyük Organ ve Sağda, İkinci Organ 

     Kilise, 1972 yılından itibaren Ulusal Anıt statüsünde korunmaktadır. 

   Kilisenin diğer ilginç bir yanı ise, belki bilenleriniz vardır; Kiliselerin Apsis denilen bölümü, Rahiplerin bulunduğu, girişin (Narteks) aksi tarafına denk gelen, yapının doğu tarafında bulunur. Nadiren, bazı kiliselerde Apsis, batı tarafındadır. (Vatikan'daki St. Pietro Kilisesinde olduğu gibi). Bu kilisede ise durum biraz değişik. Genelde Doğu-Batı istikametinde inşa edilen kiliselerdeki durumdan farklı olarak, bu kilise, "Kuzeydoğu / Güneybatı" istikametinde inşa edilmiştir. 

    Ve, sıkı durun; bu kilisenin de Apsis bölümü genel batı tarafındadır. Bunun hikayesi de şuraya uzanır; malum Hz. İsa, dünyaya tekrar döner iken Doğu istikametinin önemine değinirler. Efendim, konu şu; Bu durumda "rahip mi doğu tarafa baksın, cemaat mi doğu tarafa baksın" konusudur, buna göre de Apsis kısmının kilise içerisindeki konumu doğu ya da batı tarafında olur. Bu kilisede de, durum daha farklı gelişmiş. Neden doğu-batı istikametinde değil derseniz ? Bakınız Ayasofya'nın durumuna. Vakti zamanında neden tam olarak doğu-batı istikametinde inşa edilmemişse, o sebepten diyebiliriz. Yani, konu zemin yapısına kadar gidiyor olabilir. 

    Yine Apsislere ilişkin başka bir tespit ; Bu yapıda, sanki "Arı Peteği" gibi altıgen formda 3 adet birbirine birleşik bir Apsis mimarisi gözlenmektedir.


Kuzeydoğu - Güneybatı İstikametindeki Gotik Kilise 3D Resmi

   Uffff... Ne kadar çok söz ettim kiliseden, neredeyse rahipleri bilmiyordur anlattığım kadarını desem .... ayıp olur tabi ki ... 

   Kiliseye ziyareti tamamladıktan sonra, biraz daha ilerleyince, bizim tipik meşhur sahil kasabalarımızda olduğu gibi, bir barlar sokağına erişiyorsunuz. Değişik mimari stillerde ya da değişik dış dekorasyonlarda ilgi çeken yapıları var.




    Akşam hali, daha canlı doğal olarak. İnsanların, iş çıkışı sosyalleşmeye fırsat buldukları yerlerden. Barlar sokağından ilerledikten sonra, soldan kısa tur atayım derseniz, şehrin orta yerinde daha bir yeşil tasarım mimariye denk geliyorsunuz. Tek bir sokak ancak evlerin her tarafından yeşil doğa fışkırıyormuşçasına bir dizayna denk geliyorsunuz.  


   Yine sokak aralarında yürürken, herhangi bir şekilde kılınıza zarar gelmemesi için, her türlü emniyet tedbirleri alınmış bir alt yapı çalışmalarına denk geliyorsunuz. Hani, kendinize bir zarar gelmesi için oldukça uğraşmanız lazım. 


Emniyeti alınmış Sokak Altyapı çalışması

    Akşam oldu. İnsan acıktığını hisseder doğal olarak. Yine merkezde bir mekan. Akşam hafif olsun, hazmı zor olmasın düşüncesiyle sipariş verdiğim "Salata", neredeyse iki öğünlük porsiyon olarak gelince de, bir hayli zorlandım ziyan olmasın diye. Lezzeti enfesti. Öyle mükellef bir sofra arayan birisi hiç olmadığım için bana gayet uygun, hatta fazla geldi.


Akşam Menüsü

   Eindhoven; nasıl anlatayım, hani, hem şehrin nimetlerinden eksik kalmayayım, hem sayfiye müstakil ev hayatı yaşayayım, istediğim pek çok Avrupa kentine kolaylıkla ulaşayım, huzur da olsun, dostluk ta olsun, eğitim ise en güzel imkanlar burada olsun, mesela gelsin çocuğum Eindhoven Teknik Üniversitesi'nde okusun, Teknolojik alanda Ar-Ge şirketlerinden, aklınıza gelebilecek diğer pek çok endüstriyel alanda iş imkanları da olsun, "all-in-one" bir kent derseniz. Burası olur. Yakın bir arkadaşımın oğlu da, Eindhoven Teknik Üniversitesi'nde eğitimini tamamladı. Maşallah, şimdi bu keyifli şehirde çalışma hayatına devam ediyor. Kendisini tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. 

   Eindhoven'da gezebileceğiniz müzeler, çevre banliyöler ilginizi çekebilir. Ancak ben bir müzeye girince, bir kaç saatim gidiveriyor. Dolayısı ile kısa zamanda, eğer bir müzeye girip de hemen çıkarsam, o müzedeki her şeyde aklım kalır. Dolayısı ile huzurlu hissetmem. O nedenle Phillips Müzesi, DAF Müzesi, Nuenen'deki Van Gogh Köyü gibi çekici alanlara zaman ayırmak yerine, alternatif olarak Rotterdam'a günübirlik gitmeyi düşündüm. 

     Otel resepsiyonuna, gidiş geliş ile ilgili tavsiyeleri sorduğumda, beklentilerimin ne olduğunu sordular. Tarihi çekicilikleri daha fazla ve korunmuş bir şehir olması ve de Rotterdam'a göre, gidiş gelişinde harcanacak zamandan çok daha kısa sürede gidilip dönülebilecek olması gerekçeleriyle, ertesi günü için programımı, Rotterdam yerine Dan Bosch olarak söylenen, ancak yazılırken biraz komplike; S-Hertogenbosch şeklinde yazılan, aslında eyalet sistemlerine göre, Kuzey Brabant Eyaletinin başkenti olarak bilinen ve tren ile 19 dakikalık mesafedeki bir başka şehire gitmeye karar verdim.

     Yemeğin ve saat farkının da etkisiyle, ilk gece uyku vakti erken geldi. 

     Bölüm 2'de Dan Bosch Turunu anlatacağım.

EINDHOVEN - "S-HERTOGENBOSCH" HOLLANDA BÖLÜM - 2

     Görüşmek üzere.

Yorumlar

IZLEYICILER / FOLLOWERS

Popüler Yayınlar