ÜÇÜ BİR ARADA ...
ÜÇÜ BİR ARADA ...
Böyle başlık, endüstriyel reklam gibi oldu... Kahvemiydi, öyle bir şey...
Seyahat anılarımızı İngiltere üzerinden derlemeye devam ederken, Londra dışında lokasyonları da gezip görebilmek için iştirak ettiğimiz diğer bir rehberli tur, üç değişik lokasyonu aynı gün, aynı tur içerisinde kapsadığı için aklıma gelen ilk başlığı tepeye yerleştirdim.
Aslında, Büyük Britanya içerisinde, İngiltere olan kısımda, aynı gün içerisinde bir yere gidip gelmek mümkün mü ? Teknik olarak mümkün. Ancak, işte, nasıl diyelim, biraz eğreti gezinti olur. Yok illa ki, gidelim, gece de konaklayalım, yemesiyle içmesiyle, gezinip dolanmasıyla gittiğimiz yerin de tadını çıkartalım canım ! derseniz ... Diyebilirsiniz tabi ki. Amma, haliyle ona göre de bir bedeli olur. Bir otele, taksi jargonuyla, indi bindi yapmanız bile bir yüzlük banknottan başlıyor... Tek gecelik konaklamanın üzerine, bereket versin artık neler yapmak isterseniz... Bu mülahazalarla, ayrı ayrı değişik cazibe merkezlerine detaylı turlara iştirak etmek ve de farklı bütçelere yelken açmak yerine, seçeneklerden, bir seferde, popüler üç lokasyonu da günübirlik turun içine alan alternatife kaydolduk. Sonuçta gittiğimiz yeri satın alacak halimiz yok. 50 gün de yaşasak, 50 saat de yaşasak, 50 dakika da yaşasak, amaç; O anı yaşayabilmek. Evet, oradaydım demek, ayrı bir keyif.
Diğer önemli bir konu... Gezdiğiniz, gördüğünüz yerlerin hikayelerini de aynı anda birlikte alamıyorsanız, o zaman durum sanki çocukluğunuzda okuma yazma bilmediğiniz çağda, resimlerine baka baka anlamaya çalıştığınız hikayelere benziyor. Yani ... aslında, gezeceğiniz yerler ile ilgili hikayeyi size bir anlatan olmadıkça, onca emek, onca gayret sanki yarım kalıyor. Dolayısı ile rehberli bir turun tadı, her zaman başka oluyor.
Tercih ettiğimiz gezi; Londra'dan başlayarak, sabah saatlerinde Stonehenge (Dünya Kültürel Miras Alanı), ardından Windsor Kalesi ve nihayetinde Oxford Şehri'ni gezdiren bir tur idi. Bir kaç tur uygulama programı var cep telefonunuza indireceğiniz. Biz Get Your Guide uygulamasını kullandık. Daha önceki gezinin performansından da memnun kaldığımız için bu kez daha bir özgüven ile kararımızı verdik.
Tur otobüsü, Victoria Tren İstasyonu'na komşu, şehirlerarası otobüs terminalini andıran, bir kaç birbirine paralel perondan oluşan caddelerde sıralanmış Otobüslerden birisiydi. Başlangıçta ortamda isimsiz otobüsler ya da öbek öbek gruplar görüp, acaba her birisine ayrı ayrı tur otobüsünü mü soracağız gibi bir duruma düştüysek de, uzun sürmeden, bir yelekli görevli bizi yönlendirdi ve doğru otobüsü bulduk.
Belirtmek isterim ki, daha önceki tur da, bu tur da, tamamen koltuklarını doldurmuş, tam dolu olarak programına tam zamanında başladı. Sabah yaklaşık 07:30 gibi hareket ile Stonehenge-Salisbury'e doğru yola çıktık. Bu turda da, son derece özgüvenli, konusuna hakim bir tur rehberi eşliğinde günümüz başladı. Yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra saat 10 gibi Stonehenge Milli Parkına ulaştık. Aslında güzergah, önce Windsor Kalesi gibi görünse de tur rehberi, diğer pek çok tur organizasyonunun sabah periyodunda Windsor Kalesini ziyaret etmeleri nedeniyle, olası yoğunluktan fazla etkilenmemek adına, güzergahta değişiklik yapmayı tercih ettiklerini belirtti. Dolayısı ile kolay bir üçgen güzergah yerine, biraz zigzaglı bir üçgen güzergah giderek yolda daha fazla vakit harcanmış oldu.
Stonehenge, 1986 yılından beri UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesinde olan bir yer. M.Ö. 3700-1600 yılları arasında, Neolitik ve Tunç Çağı toplumları tarafından inşa edildiği düşünülen Megalitik Anıttan oluşmaktadır. Mimari açıdan, dünyanın en gelişmiş tarih öncesi taş çemberi olarak anılmakta, onları inşa eden toplumların, kültür, teknoloji ve astronomi bilgilerine ilişkin fikir veren bir alandır. Halihazırda da bölgedeki arkeolojik çalışmalar ile her geçen gün yeni bilgiler ile insanlığın geçirdiği evreler hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Dünyanın sayılı kültürel miras alanlarından birisi açısından önemli bir ziyaret noktasıdır.
Milli parka vardıktan sonra, gruplar halinde ayrı bir ring servise binerek, 2-3 km kadar mesafede, Stonehenge olduğu bölgeye ulaşabilirsiniz.
Ring servisten sonra bir miktar daha yürüdükten sonra, ona ulaşıyorsunuz ve sanki Stonehenge sizinmiş gibi bir hisse kapılıyorsunuz artık daha ne diyeyim)). Tabi ki cazibe merkezi olduğu için bir çok grup tarafından buraya gelenler tarafından çevresi dolup taşıyor. Çember şeklinde olan kültürel miras alanının etrafında da bir koruma çemberi oluşturulmuş ki dibine kadar girilmesin diye. Aslında bu gerçekten iyi olmuş. Hiç olmazsa anıtın dibine kadar gidebilen kimse olmadığı için, çevresinde 360 derecelik alanda çepeçevre, her yönden anıt ile resim çektirebilme keyfi yaşıyorsunuz ve arka planınızda doğrudan Anıtın, Taşların kendisi kalabiliyor.
Sadece En uzun gün 21 Haziran, En uzun gece 21 Aralık dönemlerinde bazı ayin gruplarının (Neo-Druidler, Neo-Paganlar, Wiccanlar), ile sıradan insanlardan (2 saatlik bir süre için 99 Pound karşılığında), taşların yanı başına kadar gidebilmesine özel izin veriliyormuş. Sonrasında, parkın giriş kısmında, Stonehenge tarihi ve incelemelere dayalı bilgilerin sergilendiği salonlar ve tesisler bulunuyor. Zaten ayrılan süre çabucak geçtiği için, ancak otobüsümüze geri dönüyoruz.
Sonra, Londra'ya 40 km. mesafedeki Berkshire'da bulunan, Windsor Kalesine doğru turumuza devam ediyoruz.
Windsor Kalesi, Gotik ve Barok stilin harmanlandığı bir mimari örnek olarak karşımıza çıkıyor.
Bölgede ilk ahşap kale 1070'li yıllarda yapılmış, yüzyıl kadar sonra ilk Taş Kale inşa edilerek savunma anlamında güçlendirilmeye başlanmış, 1200'lü yıllarda üç yeni kule eklenerek, savunması daha da güçlendirilmiş, 1200'lü yılların son yarısında saray eklenmiş, 1300'lü yıllardaki eklentilerle, saray görkemli kraliyet ikametgahına dönüşmüş, 1400'lü yılların sonlarına doğru St. George Şapeli inşa edilmiş, 1500-1600'lü yıllarda, tarihin akışına paralel, iç savaş vs. kaderini yaşamış, o dönemde Barok çizgilerle modernize edilmiş, 1700'lü yıllarda Gotik, 1800'lü yıllarda Rokoko karakteri kazanmıştır.
II. Dünya Savaşı sırasında, Kraliyet Ailesi Buckingham Sarayından, Windsor'a taşınmış, 1992 yılında büyük bir yangın neticesinde 9 önemli bölümü neredeyse yok olmuş, titiz bir çalışma sonucunda restore edilmiştir.
Günümüzde halen, yaz döneminde Kraliyet Ailesinin yazlık ikametgahı olarak kullanılıyor.
40 kadar Britanya Hükümdarına ev olan Windsor Kalesi, 1000 yıla yakın mazisi, 1000 kadar odası ve daha pek çok yaşanmışlıkları ile yaşayan efsane niteliğindedir.
Bu kaleye ziyaret ilgisi oldukça üst düzeyde. Girişindeki kontroller, adeta havaalanındasınız da, uçağa biniş prosedürleri uygulanırcasına bir güvenlik kontrolü, Kraliçenin özel mekanlarına girişinde oldukça zamanınıza mal olacak bir bekleme sırası, nispeten daha kısa olan bekleme sırası ile de Kuzey Kanadının iç mekanları ziyaret edilebiliyor.
Gezilebilen iç kısımları oldukça etkileyici. Doğu kanadı zaten halihazırda kraliyet kullanımına açık olduğu için gezilemiyor. İç mekanlarda video ve resim çekmek yasak.
Tabi, bu nedenle de iç mekan resimlerini çekmek şart oldu. İtiraf etmeliyiz ki, onca kalabalık ziyaretçi gruplarından dolayı, iç mekan havalandırması maalesef oldukça yetersiz olduğundan, gezilecek alanların da oldukça fazla olması, tur otobüsümüze de geç kalmama düşünceleriyle hızlıca fazla da mekanların tadını çıkaramadan Windsor Kalesinden çıkışa doğru ilerlemek durumunda kaldık. Gezi süresince, kulaklıklı rehber imkanı vermiş olmalarına rağmen, arzu edilen tur süresine sahip olamadığımız için pek bir anlamı olmadı. Kendi tasarrufumuz ile ayrılmak nasıl demeli, aceleye geldi. Ancak, Kalenin kendisi hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağladı. 1,5-2 saatlik süre pek yeterli değildi.
Bir sonraki ve son durağımız olan Oxford'a doğru yola çıktık. Oxford var dı da biz mi gezmedik demeyelim diyerek çıktığımız bu gezide, nihayet Oxford'a vardık. Tur Rehberimiz, burada adeta sanatını konuşturdu. O kadar güzel şeyleri masalsı bir akış içerisinde bizlere aktardı ki, öyle dinledik...
Oxford denilince akla doğal olarak Oxford Üniversitesi geliyor. Üniversite ise şehrin orijinal merkezinin neredeyse tamamına dağınık şekilde kurulmuş. Özel bir kampüse girmiyorsunuz, şehrin içinde dolanırken üniversiteyi de gezmiş oluyorsunuz.
Belli başlı mekanları gezerken, söz dönüp dolaşıp, Harry Potter serilerine mutlaka bir şekilde geliyor. Zira Oxford Üniversitesi, Harry Potter filmlerinde kullanıldı.
Bodleian Kütüphanesi
Bodleian Kütüphanesi, 1602 yılına uzanan geçmişi ile British Library'den sonra İngiltere'deki en büyük ikinci kütüphanesi olarak anılıyor. Ayrıca Avrupa'nın en eski kütüphanelerinden biri. 12 milyonu aşan esere sahip. Radcliffe Camera ve diğer bazı kütüphaneler de bu kütüphaneye bağlı entegre bir yapı sergiliyormuş.
Divinity School iç mimari detayları da dikkat çekici, 1427-1483 yılları arasında yapılmış.
Christ Church Katedrali,
Bridge of Sighs,
Radcliffe Camera, popüler mekanlardan bir kaç tanesi.
Nihayetinde, rehber, grubu serbest zaman için bıraksa da, pek de fazla vakit kalmadığından, yavaş yavaş, hem erken başlayan günün de yorgunluğu ile bitse de gitsek moduna geldik.
Aslında, ayrı ayrı gezilebilecek çok özel birbirinden değerli mekanları aynı gün içerisine sığdırarak, her ne kadar kritik ettiğimiz noktalar olsa da, nihayetinde, sınırlı zaman içerisinde, olabilecek gezinin en alasını yaptık diyebilirim.
Daha çok vakit olsaydı, Windsor Kalesini doya doya gezebilir, Oxford Üniversitesinden hazır gelmişken mezun olabilirdik. Tek güne bu kadar olur.
Esen kalın.


Yorumlar
Yorum Gönder