AYNI GEZEGENDE İNGİLTERE'YE GİTMEK NASIL BİR ŞEY ?


AYNI GEZEGENDE 

İNGİLTERE'YE GİTMEK NASIL BİR ŞEY ?


   Bir yazıya başlık atmak zor gerçekten. Neden "Aynı Gezegende, İngiltere'ye Gitmek Nasıl Bir Şey?"



 Şöyle düşünün... Size hiç sorulmuyor ve kendinizi yeryüzünün bir yerinde buluyorsunuz ... Bundan sonrası kolay, hayatınız da, yeryüzünde dünyaya geldiğiniz yere göre şekilleniyor. Talihiniz iyiyse, konforlu alandan, değilse, dertler içerisinde yol alarak, bir yetişkin haline geliyorsunuz. Sosyal bir varlığın parçası olduğunuz için de, sizden çooook önceleri uydurulmuş kurallar bütünü içerisinde hayat mücadelesine iştirak ediyorsunuz. 
   Oysa Yeryüzündeki diğer canlılar için geçerli olmayan "Sınır" olgusuna sadece biz insanlar tabiyiz. Bitkiler "Sınır" mefhumunu çok mu takıyor ? Ya da Hayvanlar ? Hele ki kuşlar ... Sınır dediğin çok mu gerekli ? Tabi ki de çok gerekli... Bunun malum bir sürü "çünkü"sü var. Bu çünküleri oluşturan da insanın ta kendisi. Bu çünkülere bulunan çarelerden birisi de "Vize". Korunma amaçlı kendiliğinden oluşmuş Sınır olgusunu geçebilmenin kuralı olarak karşımıza çıkmış. Neden ? Yine insanın olumsuz tabiatından, vandallığından, istenmeyen taraflarından koruma amaçlı. Sebep; İnsan.
   Nihayetinde de insanın insana ettiğini, başka hangi canlı başarabiliyor diye de düşünmek gerekir.
 Binlerce yıldır yeryüzünde sosyal varlığını regüle edebilmek, düzene oturtabilmek, medeni ölçülerde yaşam standardı sağlayabilmek için emek sarfeden insanlığın, günümüzde tezahür eden medeni seviye farklılıkları da haliyle böyle sonuçlar çıkarabiliyor. Ve, iyiye, güzele ve konfora doğru yönelim de hiç bitmek bilmeyen akışın parçasını oluşturuyor. Böyle gerekçelerle de, ister istemez, aynı gezegende hayata gelsen de, enlem boylamın, sana kaderini belirliyor. Yeryüzünde de, öyle canın çekti, istediğin yere özgürce git olmuyor. Solucan bile bir pasaporta ihtiyaç duymadan, kat edeceği mesafeyi küçümseseniz bile, seyahat özgürlüğüne sahipken, sen bir insan olarak yaşamını böyle sıkıştırıverirsin. Bizim memlekette olduğu gibi de " Vize ! " diye aslında bir bakıma ağlaşırsın.
  Hak ediyormusun ? Hem de çok. 
  Aaa, neden mi öyle diyormuşum? 
  Muhatabına aynı muameleyi yapabiliyormusun? 
  Mütekabiliyeti uygulayabiliyormusun ? 
  Peki uygulayabilmen kolay mı ? 
  Nedenleri ? 
  Niçinleri ? 
  Aslında sebebi ? 
 Senin başarabildiğin sosyal medeniyet seviyen, insan kaliten ve de daha önemlisi, aynı muameleyi tatbik edemeyecek kadar, Turizm gelirlerine muhtaç olacak durumda olman sebebiyle, sana vize uygulayan ülkelere aynı muameleyi, mütekabiliyeti istesen de uygulayamaman, bana göre başlıca nedenleri... Sen istediğini iddia edebilirsin. Kafasını kuma gömerek, gerçekleri görmek istemeyenler, ya da değiştirdiğini zannedenler, kendisini geliştirmek için çabalamayanlar, yeryüzünde de istedikleri gibi dolaşamaz duruma geliyorlar sonuç olarak. (Aslında mahsusen falçatalı tondan yazıyorum ki, başka türlü etkili olmuyor, akıllarda yer etmiyor. Zira toplumun kavram algı eşik değerleri, öyle farklı noktalarda çalışıyor ki, muhatabına düzgünce bir şey ifade ettiğinde hiç oralı olmuyor. Ama gidip, noktalama işareti niyetine iki küfür ile sözüne başla, hemen etkileşim oluyor. Medeni mi, tabi ki tartışılmaz bile. Üzücü tarafı, neden bu seviyelerdeyiz).
  Neymiş efendim, ağlasanız da, zırlasanız da, aynı gezegende, aynı değilmişsiniz ... istediğin yere gidemezsinmiş ... istersen eğer, "Vize" diye bir hadise ile yüzleşeceksinmiş. O nedenle, Aynı Gezegende, İngiltere'ye gitmek ! yazımın başlığı oldu. İngiltere değil de başka bir ülke olabilir mi ? Pek tabi ki olabilir. Örnek çok ! Sen içinden seç. Ben İngiltere'ye gidiş hikayemizden biraz bahisle paylaşımlarda bulunacağım. Bu yazıdaki "Sen" karakteri = bildiğin "Vatandaş".
  Avrupa'daki ülkelere mi gideceksin ? A.B.D.'ye ? ya da, en son haberlerde okuduğum kadarıyla, Suriye'ye bile gitmek istesen ... Vize'ye tabisin ... Ama önceden bürokrasi, ama kapıda haraç usulü, onca devlet sana vize uyguluyor mu ? Uyguluyor... Sen onlara uyguluyormusun ? Bilmiyosun ! O da güzel ! Daha komik tarafı, bu vizeleri alabilmek için sokulduğun kılık, tam bir felaket !
  Şimdi ... sokulduğun kılık kısmına tekrar döneceğim. Önce neden İngiltere Vizesine takıldım, işin o faslından başlarsam akış daha anlamlı hale gelebilir. 
 Küçük oğlum, mezuniyetini takiben yurtdışında iş bularak İngiltere'de çalışacağım dedi. Gitti. Haliyle bir hasretlik sarmalının geleceği belliydi. Hadi, önce düzenini kursun... Sonra işine odaklansın... Kalıcı mı, dönücü mü gibi düşüncelerle, zaten İngiltere vizesinin de, ne kadar meşakkatli olduğunu duyan bilen biri olarak, ilk yıllar, zaman biraz geçsin, bekle görelim düşüncesiyle geçiverdi. Tam da, artık gitsek mi diye düşünürken de, malum pandemi patladı. 
  Hadi, neyse yapalım şu işi, alt tarafı sıkalım dişimizi, sabırla başvuru formunu dolduralım derken, bu sefer fark ettik ki, işin bir de amiyane tabirle tüccar işi bir bedeli olduğuyla yüzleştik. Bir sürü tarifesi var İngiltere vizesinin. Yani özeti, "Kaç Dakikalık İngiltere Vizesi" istiyorsun, önce ona bir karar vermen gerekiyor ? 
   Her ne kadar, emeğimizin karşılığı olarak hak ettiğimiz Yeşil Pasaport nedeniyle diğer vatandaşlarımızın çekmiş olduğu Shengen Vize çilesi ile yüzleşmemiş olsak da empati kurmasını gayet iyi biliriz. Ancak, tüm bu muamelelerin ana sebebi, aynı muameleyi muhatabına uygulayabilecek kudretinin olmamasıdır. İş kudret meselesine gelince, alınganlar olabileceği düşüncesiyle de, muktedirsen, vatandaşına bu çileyi neden çektiriyorsun sualinin cevabını vermelerini öneririm.
    Nihayetinde, Koskoca İngiltere'yi satın alacak halimiz yok ya dedik. Altı aylık vize neyimize yetmiyor dedik. Başvuru Çalışmalarına başladık ! 
    Başvuru formundaki bilgilerin tutarlı olabilmesi için, hele ki eşiniz ile birlikte ayrı formlar üzerinden başvuru işlemi yapılacak ise, ve de ailenin birlikte fertleri olarak, muhatabınız tarafında bu işlemlerin nasıl birleşeceğine dair bir algı sizde oluşmayınca, her hangi birinin red cevabı alması durumundaki keyifsizlik ihtimalinden hareket ile yoğurdumuzu üfleyerek yiyelim refleksi başlıyor. Hadi bu neyse, esas hadise, daha temkinli olalım da Youtube'dan videolar izleyelim derseniz, maalesef saçmalıklar başlıyor. Neden derseniz, Muhatap ülkenin size yapmadığını, maalesef sizin kendi vatandaşınız misliyle yapıyor. İstemediğiniz kadar "Öcü" edebiyatı !  Neymiş efendim, aman öyle yapmayın yoksa şöyle olursunuzlar ! Amman şuna dikkat edin yoksa ! ... gibi söylemler devamlı üfleniyor. Ezikmisin kardeşim sen? Neyin aczi içerisindesin? Alt tarafı başvurursun... Vizelerini vermezlerse de olur biter. Dünyanın sonu değil ya ... Böyle yakışıksız hareket ve eylemleri, kendi vatandaşlarımızdan görünce, ister istemez, akla Türk Zebanisi fıkrası geliyor maalesef. Yapmayın, durduk yere ezmeyin kendinizi...
    Haliyle, izledikten sonra böyle videoları, durumu ciddiye alıyorsunuz, notlar tutuyorsunuz, işinizi düzgünce tamamlamaya çalışıyorsunuz. Ancak, sabahtan beri, dırlandığım, höykündüğüm kısım; Arkadaş vize vereceksen istediğin belgeleri tek tek yaz, çek listesi koy (var bir liste ama karmaşık-basitleştir olsun bitsin), bunlar aile ise birleştirilmiş, ilişkilendirilmiş başvuru yolu düzenle, basitleştir, ve insanlar bir sürü zaman harcamak zorunda kalmasın. Gayet insanca bir dilek değil mi ? Hem böylelikle, saçma youtube videoları izlemek zorunda da kalmaz insanlar.  Yukarıda, "... bu vizeleri alabilmek için sokulduğun kılık, felaket !" derken kastettiğim, senin kendi insanının sende oluşturduğu etki ve algının seviyesizliğine dem vurmuştum. İçlerinde en makul geldiğini düşünerek izlediğim video ile ilgili söz sözümü de söyleyerek bu kısmı nihayetlendirmek isterim. Ne oldu biliyormusunuz ? O öcü edebiyatı ile sizleri şekillendiren karı-koca çift bir güzel video çekmiş, başvurduk vs. Meğer bunların ikinci bir videosu varmış. Tabi ki, ben buna başvuru öncesinde denk gelmedim. Başvurularımızı tamamladıktan sonra, aklıma bir şey takıldı, aynı videoyu arayayım derken, bunların ikinci videosuna denk geldim. Bilin bakalım ne olmuş ? Afilli tarif ettikleri vize başvuruları, maalesef red ile cevaplanmış. Daha kendisine hayrı dokunmamış bilgilerin paylaşımı yarışında olan insanından söz ediyorum. Şimdi anlatabiliyormuyum demek istediklerimi ?
  Dolayısıyla, size rehberlik etmeye çalışanların aslında kendilerine hayrı olmayan, dertlerinin ya da gündemlerinin bir şekilde "tıklanma sayısı" olduğu youtuberlerden uzak durulması, ya da temkin ile izlenmesi önerimi sizlerle paylaşabilirim.
   Bir sonraki basamakta ise, ne ile karşılaşacağınızı kestiremediğiniz bir sistem ya da akış üzerinden bir vize başvurusu yapıyor olacaksınız. İçlerinizden eminim ki, ne uğraşıyorsun birader, bir aracı firma ile başvurunu yap gitsin diyenler olabilir. Çok doğru. O zaman da, medet umduğunuz aracı firma, sizin kendi başınıza başvurduğunuzda da temin etmeniz gereken her türlü belge evrakı sizden yine talep edecektir. Dolayısı ile bundan kaçış yok. Tercih, tabi ki de sizin. Belge temin ederken de abartıya kaçmanıza hiç gerek yok. Elli tane dairemin tapusu var demenizin bir anlamı yok. Esas nokta, senin ziyaretinin amacı samimi mi ? Onları kaçak göçmen olarak uğraştırma ihtimalini düşündürtüp düşündürtmediğin ? Ülkende kurulu bir düzenin var mı ? Öyle ha dedikte terkedip de gidemeyeceğin dünyalığın, ve de seyahatin esnasında kendi kendine mali olarak yetebilme gücüne düzenli şekilde sahipmisin ? Yoksa profilin, maceraya açık bir profil mi ? Bu konulara dair beyan edeceğiniz belgeleriniz, muhatabınıza net algı yerleştirecek kifayette olmalıdır. Gerisi için, ne de siz kendinizi paralayın, öyle ifade edeyim.
  İstenilenleri tamamladınız, sisteme yüklediniz diyelim. Randevu alınma aşaması, benim en hoşuma giden kısım oldu. Aldık randevu saatini ve de gittik. Biyometrik bilgilerin alınması için gerekli. Nasıl söyleyeyim, Randevu için ilgili adrese gittiğimiz andan itibaren beni şaşırtan kısım, başından sonuna kadar muhatap olduğumuz personel, tamamen "Türk" idi. E ne var bunda mı dediniz ? Bin bir çeşit insana, aynı standartta ve medeni seviyesi oldukça yüksek davranış sergilemelerine çok şaşırdım. Çok belli ki, bu iş için çalışanlar oldukça özel bir eğitimden geçirilmişler. Ve hiç bir şekilde, muhatapları her kim olursa olsun, yakışıksız bir yaklaşıma şahit olmadım. Gayet düzgün, kibar, yardımcı ve medeni yaklaşımları nedeniyle hayran kaldım. Ne kadar garip değil mi ? Memleketimizin her yerinde olması gereken davranış stilinden nadiren de olsa yadırgayarak söz etmek, aslında acı bir durum. Demek ki eğitilince, ve belli iş kurallarına koşulsuz tabi olununca, kendi insanımızdan nasıl da hayran kalınası hizmet modeli çıkabiliyor. O zaman soralım ... İlla başınızda bir İngiliz otorite mi olması gerekiyor insanca davranabilmeniz için ? 
    Hay allah yine mi sert oldu ?
    Sonra neler oldu ?
   Benzer süreci yaşamış olanlarınız bilir, yok efendim eğer 2 haftada bir cevap geliyorsa, vizeniz kuvvetle muhtemel reddedilmiştir yorumları sizin zihninizi başlangıçta şekillendiriyor. Vizenizin cevabı ortalama 3 hafta sürede çıkar diyenler oluyor. Böylece bekliyorsunuz. Eğer öyle yapıyorsanız işiniz zor. Gereksiz yere yorulursunuz. 
   Bilin bakalım ne oluyor? Tam tamına 3ncü hafta dolduğunda, vize ile ilgili cevap emailiniz size ulaşıyor. Emailde vize olumlu vs şeklinde bir bilgi yok. Başvuru merkezine giderek pasaportunuzu alabilirsiniz ya da adresinize gönderilme seçeneğini tercih etmiş iseniz, kurye ile adresinize gelir. Biz maalesef, yine, PTT'nin başına buyruk dağıtıcılarının keyfe keder uygulamalarına dair hoş olmayan tecrübelerimiz olunca, kıymetli evrak işlerimizi olabildiğince kendi elimiz ile takip etmeyi sevenlerdeniz. Maalesef henüz daha o derece güvenimize mazhar olabilen pek fazla kurum çıkmadı memlekette. Bu nedenle bizzat giderek elden pasaportlarımızı teslim aldık. Şaşılacak derecede organize ve kısacık sürede. Şip-Şak tabiri doğru olur. 
   Dolayısıyla, İngiltere Vizesi pasaport teslim ediş ve teslim alışa dair fiziksel olarak muhatap olduğumuz süreç harikulade diyerek, ancak başvuru kısımlarının karmaşıklığından şikayet ederek yavaş yavaş bu konudaki tecrübelerimi nihayetlendirirken, halen ne kadar acı ki, Aynı Gezegende İngiltere'ye Gitmek Nasıl Bir Şey ? başlığı altında, hem yadırgadıklarımı, hem hayranlıklarımı, hem de öz eleştirilerimi bir arada böyle paylaşma fırsatı buldum.
  Demem odur ki, aynı gezegende de olsanız yazdıklarımın, söylediklerimin kökenindeki esas faktör İNSAN
    -  Önce İnsan olduğunuzu asla unutmayınız ! 
   - Dolayısıyla da, İnsanca muameleye layık olduğunuzu talep edebilecek yüzünüz olsun !
      Geriye kalanı nasıl olsa hallolur !

      Bitti mi ? 

      E durun daha karpuz kesecektik demeyin ...

     İngiltere'ye dair, çoook, ama çok anlatacaklarım var. Ama şimdi uzun oldu, bir soluklanın. Sonra devam edecek. 

 
 


 

Yorumlar

IZLEYICILER / FOLLOWERS

Popüler Yayınlar