... VE İNGİLTERE'YE GİDERSEN !... BÖLÜM 1

 


...  VE İNGİLTERE'YE GİDERSEN !...

BÖLÜM 1


    Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, bunları neden yazıyorum;

   Birinci nedeni, kendi adıma gezip gördüğüm, bende iz bırakan yerler ve güzel anları derli toplu bir arada tutma isteği, 

  Diğer nedeni ise, gidip görmek istediğim yerleri, öncesinde araştırırken, pek çok bilgiyi, ya farklı ilgi alanlarına göre spesifik kategorize edilmiş bilgi setleri halinde ve de oldukça dağınık web sayfalarında, çok uzun zaman harcayarak bulmak zorunda kaldım. Bir şekilde, gezilerimizde yaşamış olduğumuz olağan bir akışı da, aslında benzer seyahatleri yapma arzusunda olabilecek, as sayıda insan bile olsa, başkalarına faydası dokunabilme, ilham olabilmesi adına, atlamadan, yaşadığımız akışın ana hatlarını, ilgimizi çeken ya da dikkate sunmaya değer gördüğüm noktaları derli toplu bir arada bulabilmeleri amacıyla yazıyorum.

  Önceki Bölümde, şu Dünya'da garip bir şekilde Vize mekanizmasına gerek duyulmasından demle, biraz içimi dökmüştüm. Değişen bir şey olmadı. Vizeye başvurduk. Eksik olmasınlar, kani olmuşlar ki vizeyi verdiler. Aslında, 15 sene önce, Londra/İngiltere'ye vizesiz olarak bir toplantı için gitmiş, kalan yarım günlük uygun bir zaman aralığında da çok hızlıca, özet bir gezinti yapmış, önemli görsel mekanlara dair bir fikir edinmiştim. İnsan hafızası ne de olsa unutuyor, bu kez gidişimiz 2 haftalık bir süreyi kapsayacağı için, çok daha detaylı ve farklı izlenimlerle  döneceğimize şüphem yoktu.

 Planlama konusunda, genel olarak dersimi iyi çalışır, hedeflediğim şeyleri akışına uygun olarak tıkır tıkır yürütürüm. 

 Gitmeden aylar öncesinden, zamanımızın medya kaynaklarının etkileşiminin de katkılarıyla, denk geldikçe, merak ettiğim, görmeyi arzuladığım neredeyse her yeri, Google Haritalara işaretlerim. Büyük Okyanus'un orta bir yerinde bile görmek istediğim yerler listesinde bir nokta, illa ki vardır. O derece yani. Londra seyahati için de doğal olarak, zaman içerisinde biriken, markaladığım yerler çoğalmış, çoğalmış, yemyeşil bayraklı fantastik bir haritaya dönüşmüştü. Bize de, bu vakitlice eklenmiş yerlere bir çeki düzen getirmek, tarihe/takvime uygun şekilde, gün-gün program yapmak, hepsini "Kırmızı"ya çevirmek kalmıştı. 

Haritada Önceden Markalanmış Yerler ve Gezilmiş Olanlar


   Öyle ki; hava durumuna göre de, açık alan ya da kapalı mekan gezileri birbirine alternatif olacaktı. Londra'dan 2-3 saatlik mesafelerdeki görülebilecek yerler için ise, günlük rehberli turlar harika olurdu. Her bir yer için farklı zamanlarda Türkiye'den gidip gelmektense, tek Londra seyahatinde yapılabileceklerin azamisini kapsamaya çalıştım. Bu tabi ki herkesin kendi önceliklerine göre değişecek bir konudur.

  İklim değişimi, gezegen çöl oluyor nidaları yükselirken, yeşillikten toprağın zor göründüğü ülkeye indik. Çok kibar bir muamele (Alaycı değil gerçekten de kibar bir yaklaşımla karşılaştığımızı vurgulayarak) ile pasaport kontrolünden geçtik, şehir merkezine tren ile gitmek üzere devam ettik.


İniş öncesi manzara

    Genel olarak, havaalanından şehir merkezine, Tren, Otobüs, Taksi ve tanıdık birinin aracı ile sizi karşılamaya gelmesi vasıtasıyla intikal imkanları mevcut olabilir. Biz tren seçeneği ile ilerledik. Vakit probleminiz yoksa, Otobüs, daha makul bütçeye sizi ulaştırmaktadır. Londra seyahatimiz süresince "City-Mapper" uygulaması, ihtiyacımızı fevkalade doğrulukla gördü, iyi yönlendirdi. Sadece seyahatinizde bulunacağınız şehri seçmeniz yeterli, bir de tabi ki en güncel hali. Şehirdeki toplu taşıma tarifeleri değişir vs. O nedenle.


Havaalanı - Şehir Transferinde Tren Seçeneği
 
  İner inmez bilet alma telaşı ile boğuşmayalım diye, oğlumuzun önceden tren biletlerini hazır edip göndermesi ile (pratik barcod ile) şehre zaman kaybetmeksizin vardık.

   İlk akşam, güzelce istirahat ettikten sonra, ilk günümüze şehrin bilindik merkezi ile başladık.

   Gün boyunca, şehirden ilk izlenimler içerisinde, 9 milyona yakın metropol nüfusu ile Londra'nın, hem genel olarak çok temiz, hem de hiç trafik kaosu yaşanmıyor olması dikkat çekiciydi. Aslında hep duyardık, Londra trafiği berbat diye. Ancak ülkemize göre mukayese edince, insanlar berbat trafik görmemiş diyebiliriz. Londra'nın merkez zonunda, araçlardan Trafik Sıkışıklığı Bedeli - Congestion Charge olarak adlandırılan bir uygulama ile Hafta içi (07:00-18:00 arası) ve hafta sonu (12:00-18:00 arası) plaka tanıma sistemi üzerinden bir bedel alınmakta (Günlük ücret 18 Sterlin (Pound)), bu da dolayısı ile şehrin merkezine araç sürecek olanları ciddi olarak hesabını yapmaya yöneltmektedir. Merkez zonda devamlı yaşayanların, yanlış anlamadıysam % 90'lık indirimi var. Ancak bu düzenlemelerde de bazı regülasyonlara gidileceği tartışılıyormuş. Hal böyle olunca da gerçekten zaruri ihtiyacı olmayan, keyfe keder şehrin göbeğinde öyle aracıyla kafasına göre dolaşamıyor. Haliyle, günün en yoğun saatlerinde dahi gördüğüm trafiğe de, trafik diyesim gelmedi doğal olarak. Aşağıdaki harita, anılan bölgeyi göstermektedir. Bu konuda merakı olanlar için ilgili link ; 

Trafik Sıkışıklığı Ücreti Bölgesi


  Dümdüz bir yerleşim düzenine sahip Londra'da yürümek insanı hiç yormuyor. Dolayısı ile ilk gün için herhangi bir taşıta hiç binme ihtiyacı hissetmedik. Çünkü geçtiğimiz her yer bizim için yepyeni bir heyecan idi. 

   Günün en etkileyici durağı; Ulusal Sanat Galerisi - National Gallery idi. Aslında bunun için ayrı bir bölüm yazacağım. İnanılmaz bir müze... Mutlaka gezi listenizde olmalı. 

  National Gallery'nin tamamını bitiremedik, çünkü yorulduk. Dinlendikten sonra, Pall Mall - Regent Street - Piccadilly caddeleri üzerinden, St. James Sarayı önünden St. James Parkına yöneldik. Şehrin göbeğinde, göreceli olarak diğer parklardan küçük gibi olsa da hatırı sayılır bir büyüklükte güzel bir dinlence alanı. 



   Ağaçların boyunu görünce hayranlık duymamak elde değil. Soluklandıktan sonra, hemen yanı başında Kral'ın ikamet yeri Buckingham Palace'a gittik. Dönüş güzergahı olarak da, Westminster Abbey Katedrali ve Parlamento Binası önünden o günkü turumuzu tamamladık. Westminster Katedrali, özel bilet ile randevu saati alınarak gezilebilen bir Kilise. Kral ve Kraliçelerin evlilik mekanı olarak bilinir.  

Westminster Köprüsünden Parlamento Binası (Palace of Westminster) ve Big Ben


  İlk günün özeti; Trafalgar Meydanı - National Gallery (Ulusal Sanat Galerisi) - Buckingham Palace - Westminster - Thames Nehri kıyısı. 

National Gallery


National Gallery'den Trafalgar Meydanı ve Big Ben

   Ve akşam yemeği. Elbette Dünya değişiyor. Biz dahi kendi memleketimizde, neredeyse nakit taşımıyor gibi yaşıyoruz. Londra'da da öyle, hem de, 2 haftalık seyahat süresince hiç nakit kullanmadık.


Akşam Yemeği için Harika Seçenek 1615 yılından ANCHOR 

    Akşam yemeği derken belirtmeliyim, günlerin uzun olduğu mevsimde Londra'nın akşamını görmek de güçleşiyor. Mayıs ayı son yarısında olmamıza rağmen saat 21'e doğru hava kararıyor. Sanki ikindi vakti, yemek yer gibi hissediyorsunuz kendinizi. Akşam yemeğinden söz etmedim. Malum Londra'nın ya da İngilizlerin nesi meşhur derseniz; tabi ki "İngiliz Mantısı" demem ))). Fish and Chips, namı diğer Patatesli Kızarmış Balık. Porsiyon kocaman servis edilince, isteseniz de başka bir sipariş veremeden yemeğinizi tamamlıyorsunuz.

Fish & Chips

   Yemek mekanı olarak, Thames Nehri kıyısına nazır, nasıl diyelim, bizdeki Boğaziçi (Bosphorus değil) kıyısındaki lokantalar gibi düşünelim, şehrin merkezinde, 1615 yılından kalma Londra'nın hemen hemen oldukça eski mekanlarından günümüze gelebilmiş bir mekan. Mekanın kendisi ayrı bir güzel seyirlik. Ayrıca sahilde açık hava ve kendi bünyesinde de bir açık terası var. Ürün kalitesi açısından da, her ne kadar resimde pek esmer durmuşsa da balık çok lezzetliydi. Tavsiye edermiyim ? Ederim.


   Sıkı bir yemekten sonra, tüm gün yürüseniz de hafif bir yürüyüş ihtiyacı oluyor. Akşam kalabalığını takip edercesine yürüdüğünüzde, hemen yakınlardaki bir başka ilginç mekana erişmiş olduk. "Borough Market". Yani Semt Pazarı. Burası da kendisine özgü, oldukça hoş bir yer. Buraya da aslında meraklısı hani saatlerini harcayabilir desem doğru olur. Ayrı bir fasılda yazacağım. 

  Günün temposu ve yorgunluğu sonunda artık ancak dinleniriz düşüncesiyle evin yolunu tuttuk. Bundan söz ederken, bu seyahatimizde barınma konusunda oldukça talihliydik, oğlumuzun evinde misafir olmamızın konforunu yaşadık. Eve vardığınızda yorgunluktan uyuyakalacağınız dakikalarda aklınıza takılan; bir sonraki gün, ne yapacağınızın son rötuşlarını giriyorsunuz. Neden ? Çünkü o saatlerde, en güncel güvenebileceğiniz hava raporuna sahipsiniz de ondan. Bir sonraki günün, bulutlu ancak yağışsız olacağını öğrenerek yine merkezdeki popüler caddeleri gezme hedefi ile istirahate çekiliyoruz. Uyku öncesi şehir manzarası, tempolu güne, güzel bir final oluyor.
 

  Bir sonraki bölümde ilgimizi çeken ve ilginizi çekeceğini düşündüğümüz yerlerden söz etmek üzere şimdilik kaydı ile veda ediyoruz.




Yorumlar

IZLEYICILER / FOLLOWERS

Popüler Yayınlar