K-İ-M
K - İ - M
Rehber değilim, yani o konuda bir şey değilim. Fakat çok fazla gezi yazıları yuvarlamışım.
Biraz da, Hayat'a dair dokunuşlar gerekir mi derken, yukarıdaki harfler uçuşuverdi gözlerimin önünden. Her ne kadar, negatif koksa da, teşhisten tedaviye doğru yüreklenmek lazımdır bazen de... Hiç bir şey yapmadan mevcut koşulların değişmesini beklemek, hayalperestliğin en nane hali olsa gerek. O halde, hafiften dertleşircesineden çıkıp da, biraz farkındalığımıza dem vuraraktan, neden olmasınlardan, umuda yükselelim mi ?
I-ıh deseniz de çok geç artık başladım bile... Nasılsa okunmayacağını bildiğimden rahatça dalgalanıyorum misali ... Teşhis olmadan, Tedavi olmaz ... Teşhisi yanlış koyarsak, Tedavi de yerini bulmaz... O halde, gerçekleri, eğirmeden, büğürmeden, yozlaştırmadan, doğrucana demeli ki, varsa derdin, buna dermanın da kolay ve çabuk olsun.
"Çabuk" mu? Tabi ki de, Sızlandığımız şeyler, aslında kaybettiğimizi düşündüğümüz "Zaman" değilmidir ki temelinde? O halde, neden daha fazla kaybedelim ? Elbette ki "Çabuk" kelimesi, bazen tam da yerinde denk gelir aradığınız merhem olarak... Düşünmeye değer... "Daha ne bekliyoruz!" la başlar, "İyi ki davranmışız!" la vuslata erer umutlarımız...
Yaşadığımız Ülkede, üzerindeki bizler, yani toplumumuzdaki görmeye alışkın hale geldiğimiz genel karakteristik olgulardan bir kaçı aklıma geliverince, dayanamadım, seslendireyim istedim. Çünkü, bunlar, mevcut haliyle, içten içe, sinsice, aslında hepimizi tüketen unsurlardan bir, ikisi... Genel olarak, bu toplumda yaşadıklarımız, aynı zamanda... her gün göze kulağa gelse de, kanıksamaktan, her birimizi nasıl da yorduğunu tükettiğini ıskalayarak yaşarız.
O zaman, o bir kaç konuya şöyle bir değinerek, bir tık farkındalığımızı pekiştirelim. Bu sıkıntılı alanlarda iyileştirmeye dair; üzerinde düşünerek, yaşam stilimizde olabilecek her olumlu adımı atarak ve etkileşimde bulunarak, bunları nasıl aşabileceğimize dair, çözümler üretmeye, birbirimizi yüreklendirmeye ve daha iyi güzel günlere yürümeye ne dersiniz ?
K
KİRLİLİK ...
Bu konu, aslında gündelik yaşamımızda o kadar önemli konulardan biri ki... Bu olmasa, inanın zaten, cenneti bu dünyada yaşıyor olurduk.
Tabi ki, başka başka memleketleri gezip görünce, insanın içi kaldırmıyor. Aynı gezegende yaşıyoruz... Neden biz Kirliliğin içinde yaşıyoruz da, başka memleketlerde insanlar daha layık ortamlarda yaşayabiliyorlar diye hayıflanmadan edemiyorum şahsen... Hani hiç gitmemiş, görmemiş olsak, belki bi türlü katlanılır hal alabilir, ancak, gerçekler öyle değil. Sen, aynı memleketi paylaşan kardeşim, memleketime cennet desen de, Cennet, böyle kirlimidir dedirtme lütfen ...
Peki, neyin kirliliği ?
Herkes, kendince pek çok alt gruplara ayırabilir bu konuyu. Benim aklıma geldiği şekilde, iki temel kirliliğe ayırdım bu mefhumu;
Çevre Kirliliği
- Doğa Kirliliği - Şehir içinde, dışında, içtiğin suda, yediğin yemekte, evde, sokakta, doğaya dair verdiğimiz her türlü kirlilik, çöp ve atıklara dair her şey. Aslında Doğa kendini kirletmez. Bir kirlilik gördüğünüzde emin olun ki insan işidir.
- Görüntü Kirliliği - Sadece etrafınıza bakın, en azından yaşadığınız mekanlardaki mimariyi kendi özgünlüğü ile algılayabiliyormusunuz, ya da en basitinden tabela teröründen tutun da, görsel keşmekeşliğin her türü. Nasıl bir görüntü kirliliğinin içerisinde yaşadığınızı şöyle bir düşünün.
- Gürültü Kirliliği - Etrafındaki yaşayan diğer insanlara zerre saygı göstermeden fütursuzca yüksek sesle rahatsızlık verenden tutun da, Kornaların işkencesi, dB seviyesi en üst telden aklınıza gelebilecek her türlü gürültünün ta kendisi. Bir başkasının huzur içerisinde dinlenebilme hakkının gasp edilmesi.
Nedir bu "Kirlilik" denen hastalığın nedeni ?
Hepsi ama hepsi, insan marifeti ile gerçekleşen sonuçlar... Kökeni ? Zihin Kirliliği'ne dayanıyor. Zihin Kirlenince, Çevre de kendisini kurtaramıyor bunun sonuçlarından...
Zihin Kirliliğini biraz açalım mı ? İstermisiniz ? Hmmmm, yok açmayalım. Düzelir mi ? Normalde Hayır. Yani kendi kendine düzelmez. Ama aynı zamanda Evet de. Gayet tabi ki düzelir... Önce insana, insan gibi değer vererek.
Dünyaya getiren Anne-Babalardan başlar, Eğitimcilerin hüneri ile katlanarak güzelleşir. Bu iki sacayağından birisi göçerse, diğeri ne yaparsa yapsın, dalı budağı eğri büğrü olur insancığın ...
Dünyaya Anne-Babasından ya da her hangi birinden yoksun olarak gelen insanlar için durum doğal olarak hazin olsa da, buna gereken duyarlılığı gösterecek olan da, aynı sosyal bağ içerisinde etkileşimde bulunanlar olmalıdır. Eğer, bu noktada üzerimize düşen sorumluluğu, farkında olarak yerine getirmiyorsak, umursamadığımız her bir birey, gelecek günlerde sorunları ile birlikte, toplumumuzun geneline olumsuz olarak etki yapacaktır.
Adaşım ne demiş ? "Eğitim Şart" !
Konu da; "Kirlilik" !
Sebebi ? Aslında aynı noktaya ulaşıyor ... Eğitim.
Ne dersiniz ? Kirli olmasak harika olmazmıydı ? Olmazdı ? Olurdu ?
Kirlilik konusu bu kadar... Geriye kalan kısmı sizlerin zengin dimağlarına bırakıyorum... Kimbilir daha hangi taraflarını göreceksiniz bu tabirin örneklemelerinde... Önemli olan, konunun farkında olmak, ve hangisini tercih etmek. Toplum olarak. Hep birlikte.
Kirlilik demişken, bunun alt kümesinden Zihin Kirliliği sanırım, tüm sorunların başı... Buradan, başka temel sıkıntı alanlarından bir diğerine geçelim, zira Zihin Kirliliğinin ürünü nihayetinde;
İ
İstismar...
Bu dünyadaki en felaket kelimelerden birisi olsa gerek !
İyi niyeti, kötüye kullanmak. Göreceli güce dayanarak, iradeyi zayıflatmak suretiyle sömürü düzeni oluşturmak. Bireyin rızası olmadan çeşitli kötü eylemlere maruz bırakmak.
Belli başlı çeşitleri; İnsan Hakları İhlali, Gücün kötüye kullanımı, Zorbalık tanımlarından başlayarak, Fiziksel, Cinsel, Psikolojik İstismar, İnanç İstismarı, Çocuk İstismarı, Hayvan İstismarı diyerek gider. Nedense, uygulama alanı olarak da, iyi insanları, merhametli insanları ya da kendisini savunamayacak olanları seçerler. Çok derin bir konu ve toplumlar içerisinde, hayatı muhatabına zehir eden kötülüklerden biridir. Bu konu da düşünmeye değer önemli konu başlıklarından biri olup, bunun önlenebilmesi ve bununla mücadele, yine farkındalık ve sistematik yaklaşımlarla mümkün olabilir. Konunun uzmanları olmasına rağmen, toplumsal olarak bunun minimize edilmesi konusunda neden bu kadar yetersiz olduğumuzu düşünmeden edemiyor insan...
M
Merhamet...
Merhamet duygusu, İnsana bahşedilmiş en güzel duygulardan bir tanesidir. İnsanı insana yaklaştırır, bağlar. Güven duygusu ile birlikte İnsanı yüceltir. Dayanışmanın ve Sosyalleşmenin temelindeki beklenen ve istenen temel duygulardandır. Oysa ki, başına en fazla dert gelen duygu da merhamet duygusudur. Zira Kirli Zihinlerin ve İstismar'ın hedefi ve ekmek kapısıdır. Güncel hayatta yardımlaşma adı altında pek çok faaliyette, merhamet duygusu baskın olan insanların iyi niyeti sömürülmektedir. Hepsinde diyemesek de, oranını hiç de tahmin etmek hiç bir zaman istemem. Benzer şekilde dilencilerin hedefinde de aynı olguyu görmekteyiz.
Tüm bunlara neden değinmek istedim?
Günlük yaşantımızda, hayatımızda, kötüye doğru evrilen, her geçen gün dayanılmaz kılan faktörlerin ne kadar farkında olursak, ne kadar üzerinde düşünür ve de bunlardan kurtulacak şekilde ortak yaşam prensipleri üzerinde toplumsal olarak hem fikir kalırsak ve bunları uygulamaya dönüştürebilirsek, her geçen gün ama her geçen gün çok daha iyi günleri yaşayabilmemiz kesinlikle mümkün olacaktır.
Bu "K" - "İ" - "M" başlıkları altında çok sathi şekilde ifade etmeye çalıştığım konularda, toplum olarak çok daha iyi günlere gidebilmemizin koşulları belli, aslında gereken irade ve sosyal duruş da bellidir. Yeter ki siz nasıl bir toplumda yaşamak istiyorsunuz ona bir karar verin.
Bu gezegende başka ülkeler bunu sağlayabiliyorsa, biz daha iyisini sağlarız. Ancak bu hastalıklara karşı serin duruş ve kesin bir mücadele gösterebilirsek.
Sevgi ve sağlıkla kalınız.


Yorumlar
Yorum Gönder